King's Bounty: The Legend
Gelelim fasülyenin faydalarına...
Peki, bu oyun neden hem RPG hem de sıra tabanlı strateji severlere hitap ediyor? Nasıl böyle bir harmanlanmaya sahip? Efendim, oyunda bildiğimiz üzere aynı Heroes of M&M serilerindeki gibi ilerlediğimiz bir gezinti (Adventure) modu ve savaştığımız (Combat) modu var. Gezinti modundayken birçok güzel ayrıntı ile karşılaşıyoruz. Normalde at üzerinde ilerliyoruz, sadece karada değil, denizde de çok uzun süre harcıyoruz; bu nedenle gemi satın almamız gerekiyor bazı yerlerde. Deniz savaşları da cabası tabii. Teleport olayı yok ama teleporta benzer şekilde taksicimiz zeplinli Dwarf bizi bekliyor. Özellikle görevleri yaparken Role Playing adına rastladığımız hoş ayrıntılar yüzümüzü güldürüyor. Sürpriz olması açısından onlara hiç girmiyorum. Gezinti modu Heroes serilerinden daha farklı aslında çünkü başka kimseyi beklemiyorsunuz bu oyunda. Çevredeki üniteler sürekli devriye geziyorlar, fark etmeden ani saldırılara uğradığınız bile oluyor. Heroes serilerindeki gibi gezinti modunda turn mantığı olmadığı için oyun daha seri; eş zamanlı olarak yaşıyorsunuz olayları. Gündüz-gece ayrımı oyunu etkiliyor çünkü yetenekler, eşyalar ve bazı üniteler bu ayrımı sizin lehinize çevirebiliyor. Verilen görevlerde de sadece "Şunu öldür!" tarzı görevler almıyorsunuz; konuşma, diplomasi, kuryelik gibi birçok çeşitte görev sizi bekliyor. Kısacası gezinti modunda bir RPG, savaş modunda bir strateji oynuyorken buluyorsunuz kendinizi. Bu konuda sıra tabanlı olmasa da Spellforce gibi RPG-strateji karma denemeleri olmuştu ancak bu kadar başarılı olanı, bu kadar ayarında harmanlayanı var mıdır, merak ediyorum.
Eh, bu kadar övdük ama eksisi yok mu bu oyunun? Yok! Ehm, var da küçük eksileri var daha doğrusu. Bazen karakteri mouse ile ilerletirken takılmalar oluyor, önünüzdeki karakterler görünmez olabiliyor ancak yön tuşlarıyla karakteri yönetirseniz sorun oluşmuyor. 1.6.5. yamasından sonra bu hatalar en aza indirilmiş, şanslıysanız(!) tüm oyun boyunca 1 ya da 2 yerde karşılaşıyorsunuz böyle hatalarla.
Genel kriterleri de değerlendirmeyi unutmayalım.

Senaryoya baktığımızda bütünlük sağlayan derin bir konu yok aslında. Her görev; gerek ana gerekse yan görevler olsun, ayrı bir hikâye oluşturuyor oyunda ama aslında hepsi az çok birbiriyle bağlantılı. Çünkü bunları başaran, bu hikâyelere ortak olarak esas senaryonun değişmesine katkıda bulunan sizsiniz. Bazen bir kahraman bazen bir korsan bazen bir serüvenci bazense bir hazine avcısı olarak hem kendinize hem de başkalarına iyiliklerde bulunuyorsunuz. Eh, bu başkası da bazen kötü bazen iyi tarafta olabiliyor. Nitekim bu başkalarına iyiliklerimizi yapıp bu küçük hikâyeleri başarıyla tamamladığınız zaman nihai sonuca ulaşıyoruz ve oyunu bitirebiliyoruz. Oyun bittiğinde sevinir misiniz, üzülür müsünüz, o konuda kesin bir cevap vermek oldukça güç. Şunu da ekleyelim ki oyun boyunca senaryo aklınıza gelen son şeylerden birisi oluyor ama adına kitaplar yazılacak bir hikâyeyi de hepimiz isterdik tabii.
Oyundaki zorluk ayarına da şöyle bir göz atalım. Oyunumuz sizi bir krallıkta pek de zor olmayan bir görev alırken başlatıyor, harika bir zorluk düzeni içerisinde saatlerce başından kalkamayacağınız bir maceraya dahil ediyor. Kendinizi geliştirdikten sonra zaten güçlü olan ordularla baş etmek için yolculuğa çıkabiliyorsunuz. Düşmanlarınızın siz geliştikçe gelişmesi gibi bir durumu yok; zaten yeterince güçlü ordular var oyunda, merak etmeyin. Düşmanlarınızın başında sizin gibi ‘hero’lar mevcut ise onlar da gayet mantıklı kullanıyorlar taktiklerini. Bol Mana sahibi bir hero ile karşılaşınca ne demek istediğimi daha net anlarsınız.
  |